Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ekip çalışmasına yatkınlıkla enayilik arasındaki o ince çizgi

  bir gün mutfakta çalışırken bir insanın başına gelebilecek en kötü şey gerçekleşti: yere bir yumurta düştü ve kırıldı. işte o gün iş hayatında kırılganlığa yer olmadığını anladım. bir de yere yayılmış yumurtayı silmenin ne kadar zor olduğunu.   bir süre çaresizce başında bekledim ama baktım yer yarılıp da yumurta ya da ben içine girmiyoruz dedim bu mecbur temizlenecek ve kendi haline bıraktıkça yayılmacı bir politika izliyordu yani bir şeyler yapmam lazımdı. herhalde yumurta kokusuna bayılırım diyen de yoktur ama her gün bir koli yumurta kırınca da alışılmıyormuş hâlâ insanı mahveden bir koku. mecburen aldım elime bir tomar kağıt havlu başladım silmeye. sildikçe her yer iyice yumurta oluyor sanki oradan alıp başka bir yere taşıyorum. o an istifa fikrine en yakın olduğum anlar listesi sıralamasında ilk beşte vardır sanırım, çok perişan bir durumdu. ama “ya kusura bakmayın ben yumurta kırdım kokusundan da midem bulandığı için temizleyemiyorum zaten silmeye çalıştıkça her şey i...

bu yazı yeni bir şeyler denemeye ayırma işinin çığırından çıkması ve neyse deneyim oldu tesellisine sarılmak

Resim
  ben bu satırları yazarken işe başlayışımın birinci ayı doldu lakin siz ne zaman bitiririm de okursunuz bilmiyorum. günler bu ara biraz yoğun ve yorgun geçiyor, ama önce hikayeyi biraz başa saralım. bu yazın başında özel okullara yaptığım iş başvurularının hiçbirisinden olumlu olumsuz bir cevap alamayınca minik bir üzüntü sürecinden sonra bu yazı yeni deneyimler edinmeye ayırmıştım. o üzüntü ve hiçbir şey başaramayacak mıyım ben hissi çok normal bence çünkü bu sefer olacağından çok emindim. hayır bu kendime gereksiz güven de nereden geldiyse ama olsun insan zamanla öğreniyor işte. aslı sütçüoğlu’nun yaşadığı bir kimlik krizi vardı işte böyle bir statü karmaşasından sonra tamam dedim, bildiğim işi yapamıyorum ama sıfırdan bambaşka bir şeyler deneyebilirim. hem yeni deneyimler edinmiş olurum, başka alanlara dair bir fikrim olmuş olur, yeni insanlar yeni bakış açıları demektir gibi düşüncelerle iş arama serüvenimi başlatmış oldum. bildiğim, tecrübemin olduğu sektörde iş bul...

hayatın yatsı ezanı okunsa da kılıp uyusak günlerine geçiş yapmak yani büyümek

Resim
siz hiçbir yere girip “benim burada bir hikayem var” hissine kapıldınız mı? ben önünden geçerken camında garson aranıyor ilanını gördüğüm lokantaya girerken bunu dedim kendi kendime. tabi bu hikayenin günlük 400 türk lirasına tekabül ettiğini bilmiyordum. üstelik daha ne kadar sakar olduğumu bile bilmiyorlardı. zaten kırıp döktüklerimi ücretten düşsek ben oradan borçlu çıkardım. neyse orada da bir hikayem yokmuş tamamen yanlış alarmmış. her şeyi romantize etmenin lüzumu yok. nisan değilse mayıstır diye diye kendimi oyaladığım özel okullara iş başvurusu yapma sürecimin olumsuz sonuçlandığı gerçeği ile yüzleştikten sonra (çünkü hiçbiri geri dönüş yapmadı cv’yi bile kontrol ettim acaba numaramı mı yanlış yazdım diye) kendi kendime tamam dedim ya, olsun. bu yazı çalışarak geçirmek istiyordum o zaman farklı sektörlere yönelebilirim dedim. önce bankalara başvurdum. kendini on yıl sonra nerede görüyorsun sorusuna bir cevap vermem gerekseydi bankacılık hiç aklıma bile gelmeyen bir seçenek ...

arkadaşın ne yapıyorsun dediğinde hiç öyle bildiğin gibi aynı şeyler evdeyim deme yarışına katıldın ama rakibin benim

Resim
  her şey babamın eve yaşamadığımız bir yere ait bir imsakiye getirmesi ile başladı. başka bir ilçeye ait olduğu için ezan vakitlerinde birkaç dakikalık bir sapma oluyordu. anlayacağınız bu sene imsakiyesiz kaldık, yirmi altı yıllık ömrümde bir ilkti. hadi duvar takvimlerinin hayatımızdan usulca kayboluşuna alışmıştık. ama imsakiyenin de bir anda hayatımızdan çıkmasına hiç hazır değildim. her gün iftar sonrası bulaşığı topladıktan sonra o günün üzerini fosforlu kalemle çizmek, imsakiyeye şöyle bir uzaktan bakıp “ne çabuk geçti ramazan” demek, sahur saatinin geriye iftar saatinin ileriye gidişini doğa üstü bir olaymış gibi izlemek ve başından sonuna tuttuğumuz orucun süresinin ne kadar uzadığını hesaplamak gibi rafine zevklerimin hiçbirisini yaşayamadım. evet bunların hepsi bir imsakiyeye bağlıydı. imsakiyenin o çabasızlığını seviyordum. hani sağda solda her zaman bir yerlerde olur, bir markette camide herhangi bir yerde muhakkak dağıtılırdı. imsakiyeye ulaşmak için çabalamazdık y...

tamam ben halledeceğim o işi şubatın otuzunda

  yalan yok, bu ay hiçbir şey yazasım yoktu. ama bir kere her ayın sonunda bir şeyler yazacağım dedim ya, konu bir anda kendime verdiğim sözleri tutmamama falan gelince o bilgisayar mecbur açıldı. olanca gönülsüzlüğümle yazdığım için bu yazı size hiçbir şey vadetmiyor. öncekiler çok mu şey vadediyordu sanki derseniz size sadece haklısınız diyebilirim. “o halde gizemli kesişmelerin (anna, vronski, gar ve ölümün ya da beethoven, tomas, tereza ve konyağın bir araya gelmeleri gibi) büyüsüne kapıldığı için romanı kınamamalı; asıl, gündelik yaşamındaki bu tür kesişmeleri göremediği için insanoğlunu kınamalı. çünkü böylelikle yaşamını güzelliğin bir boyutundan yoksun bırakmaktadır insanoğlu.” varolmanın dayanılmaz hafifliği. son zamanlarda ismiyle bu kadar zıt düşen bir kitap okumamıştım. yani en azından kitabın bendeki karşılığı buydu. işte bu yüzden aynı kitabı birkaç farklı kişiyle birlikte okuyup üzerine konuşmayı çok seviyorum. çünkü hepimiz için apayrı anlamlar içeriyor. kitap...

“alo iyi günler ben potansiyelimi harcamak istiyordum da nereye başvurabilirim? evet evet tek çekim olacak hepsini harcamak istiyorum.”

türk dil kurumu 2024 için yılın kelimesini “kalabalık yalnızlık” olarak belirlemişti ama benim için yılın kelimesi potansiyeldi. üstelik tek kelime, öyle yılın kelimesi diyip iki kelimelik bir kelime de seçmedim. bence hepimiz bu kelimeden çok sıkıldık. “potansiyelini harcıyorsun”, “potansiyelinin üzerinde/ altında”, “o işin potansiyeli yok”, “potansiyelsiz birisi” gibi uzayıp gidiyor bu liste. insan bir durup “ne potansiyelmiş be” diyor. bu konfor alanında kalmak ve potansiyelini harcamak konusu biraz abartılıyor gibi gelmeye başladı artık. her zaman söylendiği gibi, konforlu yeri neden terk edeyim? birimiz için harcanmış ve potansiyelinin altında kalmış bir hayat bir diğerimiz için yaşaması en huzurlu hayat olabilir. ve bence bu hayatı bedenen ve ruhen huzurlu olmaya çalışarak geçiriyoruz. babam geçen gün bir futbolcunun kadın hakemin kararını beğenmediği için “mutfaktan çıkmamalıydın” dediğini ve bunun için ceza aldığını söylemişti. ilk başta bu cinsiyetçi tavrını yanlış bulmuştum...